17 Ağustos 2012 Cuma

Hayallerim


Ruhumun derinliklerine işlemiş
Tutarsızlığın doruklarına ulaştım
Ne istediğimi bilemiyorum
Neyi istemem gerektiğini biliyorum
Ama onu isteyemiyorum
Gece yatağımda bir sağa bir sola dönerken
Hayallerimle yaptığım seksin sonrasında
Zevk sigaramı tüttürürken
Birden uyku bastırıyor
Ve ihanete uğruyorum
En sadık dostum bana ihanet ediyor
Hayallerim beni yarı yolda bırakıyor
Gerçeklik sarıyor benliğimi
Sıkıyor bırakmıyor
Nefes alamıyorum
Karanlıklar içerisinden sessizlik
En kötü kahkasını atıyor bana
Gecenin yalnızlığında yine bir başıma
Yine sensiz olduğumu farkediyorum
Hayallerim
Uçurumun eşiğindeyim bazen
Ufak bir telkin beni uçuruma yolluyacak
Sadık yarim tutuyor beni
Bir de umutlarım
Onlar da artık benden umudu kesmiş
Zannımca yalnızlıkla anlaşıp
Beni boşluğa ittirmeye karar vermişler
Ahhhhh hayallerim,hayallerim
Ve hayallerimin...
   Gene başladığımız yere döndük.Bu nasıl iştir arkadaş.Bütün hayaller niye başladığı yere dönmek zorunda.O kadar uğraşıp hayal dünyamı kuruyorum,bırakın dünyayı evrenimi yapıyorum.Kendimi de baş köşeye koyup mutlu yapıyorum.Ama sonra uyuyunca hepsi puf oluyor.Dalgaların sahildeki kumları alıp götürdüğü gibi uyku da o güzelim evreni alıp karanlıklara götürüyor.İşin berbat tarafı geriye de karanlık, iğrenç ve karamsar bir boşluk bırakıyor.Uyandıktan sonra bana sadece bi bezginlik umutsuzluk ve arada kalmışlık bırakıyor.En gizli hayallerin mutluluk planların özene bezene kurduğun evren sana Voldemort gibi gülüyor hayatını zehir etmeye başlıyor.Sonra erinmeden bir daha kuruyorsun o evreni,sonra yeniden yok oluyor,yok oluyor,yok oluyor.Bazen gerçekten sihirli güçlerim olsa da şu berbat hayattan kendimi kurtarıp kendi evrenime geçebilsem istiyorum.gerçek olmasın ama orda yaşayayım istiyorum,realiteden kopmak istiyorum.Realiteye "Adava Kadavra" diyesim geliyor.En güçlü laneti realiteye yapasım geliyor.Sonra böyle bi gücüm olmadığını hatırlayıp tokadı yiyerek yeniden uykuya dalıyorum.
NOT:Bu aralar çok Harry Potter izledim.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Dolmuş Driver



Zaman falan geçer mi aşık olunca?
Sıkılmak yerine dertlenmeyi koyabilir mi?



22 Temmuz 2012 Pazar

Sad Sad Zoo


They locked me up in a sad sad zoo. Uğraşıyorlar,didiniyorlar, ben bakıyorum. Babamın verdiği parayı çatır çutur nasıl yenirse öyle yiyorum. Bakıyorum onlara yeniden. Sıkıntılara düşüyorlar. Dertleniyorlar. Ben onlara bakıp dertleniyorum beraber sigaralarımızı yakıyoruz. Farklı şeylere belki ama aynı marlboroyu yakıyoruz. Ciğerlerimizi de yakıyor.Yanan ciğerlere üzülüp gene çakmağa sarılıyoruz. Konuşuyoruz. Bambaşka.  Yalnızlıklarımızı dolduruyoruz kısa bir süre için. Farklıyız diğer asırlara göre. Sabah 9 akşam 5 bize yetmiyor. Hayatımıza ufak farklılıklar katıyoruz. Gömleğimizi üstten altta değil alttan üstte doğru ilikliyoruz. Bakıyoruz kendimize acıyoruz.Ağlıyoruz. Bir tane daha sigara yakıyoruz. Özgürce. İstediğimiz zaman. Kahve falan içmiyoruz sabahları. Sigaranın özgülüğünü yaşıyoruz. Aşık olamıyoruz modern zamanların kutlamalarına uyamıyoruz. Saçma aşk hitapları bulamıyoruz. Böceğimiz ya da çiçeğimiz olmuyor. Bakıyoruz aşık olanlara. Dertleniyoruz. Ama sigara almıyoruz. Düğünlerine bi küçük altın alıyoruz. Daha çok hoşlarına gidiyor.  Sonra bakıyoruz. Düşlediklerimizin hiç biri gerçekleşmeyecek. Helal süt arıyoruz biz de kendimize. Evleniyoruz. Mutlu ediyoruz belki ama mutlu olamıyoruz. Mutluluk takıntısını çok gerilerde bırakarak, özgürce sigaralarımızı yakıyoruz. Ve şarkılar dinliyoruz. Tüm düşündüğümüz şeyleri tek cümlede özetleyen bizi aşağılayan şarkılara bakıyoruz. Bir tane daha yakıyoruz.
   

3 Temmuz 2012 Salı

Söyleyememek

Mavi şeritler halinde geçen dolmuşlara baktı,durdu. Aynıydı hepsinin istikameti. Bir türlü kaldıramadı elini. Otobüsler geldi geçti duraktan. İnsanların garip bakışları arasında binemedi. İsteyip, istememesinden değil, sadece binemedi muhatap olmamak için. Elinde iki ekmekle kaldı, durdu. Araba almaya karar verdi o anlarda. Gene yapamayacağını düşünüp vazgeçti. Yürümeye başladı sadece bakmakla yetineceğini anlayıp. 6 km yürüdü eve gelmek için. Ter içindeyken hanımını öpemedi. Kızı geldi, ilgilenemedi. Uykusu tonlarca ağırlığıyla üstüne çöktü. Yemek yemek istemediğini söyleyemeyeceği için uyumadı. Eflatun saate baktı yemek vakti için. Nefret ederdi eflatundan, buna rağmen severmiş gibi davrandı karısı onu alırken. Yemek hazır dedi kızı. Yemekte hiçbir şey konuşulmadı. Hepsi birer metafordu: baba, anne, çocuk. Bitince yemekleri televizyon karşısına geçip donuklaştılar hep beraber. Yattılar rolleri gereği. Uyandılar setlerine gitmek için. Baba işini bitirip dolmuş durağına hareket etti binemeyeceğini bile bile.

18 Haziran 2012 Pazartesi

                                     204 bin sikik kuruş


            
             204 bin 819 TL. Çoğu insana göre yeni bir hayat kuracak kadar iyi kimine göre ise çöpe atılacak kadar kötü. Benim ailem için ise önemli bir para bu. Bu parayla kardeşimi rahat bir şekilde okula gönderebilecekler en azından. Bu yüzden anlayamıyorum annemin gözyaşlarını veya köşe yazarlarının benim ölümümden yola çıkarak dünyanın adaletini sorgulamalarını. 204 bin lirayı ben aileme zaten hiç bir zaman veremeyecektim. Ama şimdi verebildim. Onun için mutluyum. Tedirgin değilim. Ama aynı zaman da üzüntülüyüm de. Üzüntümün kaynağı ailem değil benim yalnızlığım. Ölümün en kötü yanı yalnızlık. Kimse seni duymuyor veya hissetmiyor. Ölümdeki yalnızlık tek gerçek olan yalnızlıktır ey gerizekalıca kendilerini depresif hallere sokan ahmaklar. Konuşabilmek. Hissedebilmek onları. Tek isteğim annemin göğsüne yaslanmak son bir defa. Onu hissetmek istiyorum. Saf annelik duygusundan faydalanabildiğiniz kadar faydalanın. Sonrası olmayacak zaten. Annemin gözyaşlarını anlıyorum şimdi. O paraya nasıl dokunamayacağını. O parayı hayaline getirdikçe dehşete düşeceğini. Paradan çabucak kurtulmak isteyeceklerini anlıyorum. Meleklerden falan bahsederdi annem ruhum devam ettiğine göre bir yerde karşılacaz onlarla. Aslında mutlu olmam gerekir. Ergenlik denen bir yere girmediğim için (en azından ben öyle biliyorum) günahsız olduğumu biliyorum. Ergenlik denen yerin günah dolu bir yer olması lazım. Meleklerle bir problem çıkacağını zannetmiyorum. Annemlere  lanetli de olsa hayatlarını kurtarabilecek bir para! bıraktığıma  inanıyorum. En azından geride bir şey bırakarak gidebildim. Pazar yerine atılan bomba sonucu ölebilridim. Bir büyük devletin traktörünün altında kalıp ölebilrdim.En basitinden açlıktan ölen bir farklı renk olabilrdim Bunların hiçbiri olmadı. Yanlış teknolojiydi beni öldüren birilerini suçlu çıkartan birilerine para vermek zorunda bırakan cinsten. Evet huzurluyum geleblirisiniz melekler.  ü.



http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1091501&CategoryID=77



27 Mayıs 2012 Pazar

     Arabadan indi. Şöförünün kapısını açmasını beklemeden. Acelesi varmış gibi indi arabadan. Hayatında daima birileri onun için acele etmişlerdi. O sadece yaşamıştı. Paranın gücü müydü? Hayır. Daha ziyade babasının gücüydü bu. Ziyade kelimesi gelince aklına "zira nedir ya repliği" geldi aklına. O filmi izlememişti bile.Babasının cenazesine giderken aklına gelen saçma bir repliğin onu gülümsetmesi garipti. Babasının cenazesine gelirken gülmesi mi garipti yoksa repliğin kendisi mi garipti? Babasının ölümüne üzülmesi mi gerekiyordu? Ona sadece para veren ve hiç sevgi vermeyen? Sadece bunları düşünebilecek kadar salaktı. Bu kadar güzel bir şey düşünmesi onun hoşuna gitmişti. Hayatındaki çıkarım kotasını bir anda doldurduğunu hissetti. Salak salak tipleri ve cenazeye gelen adama sorulmaması gereken sorularıyla basın mensuplarının karşısındaydı. Kameranın ışıklarından gözlükleri sayesinde daha da az etkilendi. Cidden büyük gözlükleri vardı. Büyük gözlüklerin ağlamaktan ziyade insanların yüzündeki ,bir anlık, acının kayboluşunu saklamaları için var olduğunu düşündü. Çok fazla yadsınmasa kar maskesiyle gelmenin bu olayı daha da kolaylaştıracağını fark etti. Basının sorularını cevaplamadan içeri girdi. Yüzlerce insan vardı içerde. İçlerindeki acıyı toplasan  bir şehit çocuğunun acısı kadar olamayacağı geldi aklına. Gözlerinden yaşlar aktı. Gözyaşlarını görenler babasına ne kadar çok üzüldüğünü görerek takdirimsi bir üzüntü ile bir an Ü.ye döndüler. Bir zamanlar bunları düşünmüştü Ü.. Ülke sorunları, dünyanın yozlaşması, modern hayatın ırzına geçilmedik bir şey bırakmaması...Ama her şey babasının ona aldığı bir araba ile son bulmuştu. Herkes düşünceleri için reddemiyor lüks hayatı. Babasının yüzüne kapıyı çarpıp ben kendimi dağlara vurucam diyemiyor. Gayet güzel bir hayatı olmuştu. Lüks bir ev, lüks bir araba,büyük güzel televizyonlar, iyi hizmetçiler, güzel tatiller, sürekli yenilenen renk değişimiyle pahalılık kazanan telefonlar, sürekli gezen anneler!, iş yerinde sürekli duran bir baba, dadılar, otomatik tireyen diş macunları...Bunların hepsi onu mutlu etmişti. Ondan sonrası için düşünmemişti hayata dair. Yurtdışında saçma sapan şeyler öğrenmişti. Eğitimi de saçma bulurdu bir zamanlar. Ansiklopediler ve romanlar onun için yeterli bilgi kaynağını oluşturuyorlardı. Ne kadar çok şey düşündüğünü fark etti. Son yıllarda saçma bir şekilde ortaya çıkan bir cenaze töreni ritüeli yüzünden konuşma yapması gerekecekti. Sahnede ağlarsa eğer yarın manşetteydi. Ne kadar güçlü ve aile değerlerine sadık  bir aile olduklarını göstermek için cenazeye basın mensuplarını çağırmışlardı ve ağlaması gerekiyordu. Tüm düşüncelerinden sıyrıldı ve şehit çocuklarını aklına getirdi...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Şu karakter meselesi...

Yazımı hazırlamak için kalkıp kalem kağıt almaya bile üşenir oldum... Telefondan yazıyorum an be an... Teknoloji denen her anlamı kendinde saklı kelimeden mi kaynaklanıyor bu davranışlarım? Yoksa karakterim bu mu? Sahi ya karakter... Karakterim bu olsa gerek... Karakterim ne benim? Ufak bir kısmını söylediğim üşengeç halimi yansıtan kelime mi? Yoksa geçenlerde saygıdeğer bir abimin bana onlarca soru olan bir test sonunda eneagramdan çıkan sonuç mu? Daha kendim dediğim karakterimi tanımıyorum... Karakter an itibariyle ailemin bana genel hatlarını verip çevremle oluşturdugum sey olsa gerek... Teorik tanımı bu... Bu aralar kafamdaki düşünce herkesin beni böyle kabul etmesi... Suan neysem o... Bana gelip efendi olduğumu söyleyenler beni yeni tanıyan(!) insanlar... En çok görüştüğüm arkadaşım da bunun tersine inanıyor... Peki ben hangisiyim ölçütüm ne olacak ikisinden birini seçmek zorundalığım mı var? Aslına bakarsan yok... Kendini geliştirmek başka birşey olsa gerek Bence en güzeli kimin beni nasıl bildiği değil... Benim kendimi en mutlu nasıl hissettiğimdir... Karakter aslında söyle ya da böle bir insan sınırlamasıyla yapılacak bir tanım değildir... Karakter;Kendini en mutlu gissettiğin şekildir hangi anda olursan ol...

17 Mayıs 2012 Perşembe

Önceki yazıma ithafen(bi alakası yok)

(Önemli Not:Yazı rahatsız edici küfürler içerir.)


Kıçımda dönen bir kılsın
Götümden kalbime uzanan
En kısa yolu bulmuşsun.
Hak ettiğin yerden kalkıp
Gönlümün tahtına kurulmuşsun.
Sen nasıl bir ibnesin
Götünden sikilirken yanlışlıkla osurmuşsun
İlk gördüğümde seni şaşırdım kaldım
Ben deyim yirmi beş sen de otuzsun
Kalmışsın işinde gücünde biçare
Sokaklarda dolaşır dururmuşsun
Kalk ulan ibne;zenci yarağı ararken
Yanlışlıkla benimkine oturmuşsun.

Bir İtirafname

Dün hayatımın en sıkıntılı,en uzun gecelerinden birini yaşadım.Hastaydım,burnum tıkalıydı,nefes almak için beş dakikada bir burnumu temizlemem gerekiyordu,bademciklerim sanki beni boğmak istercesine, gırtlağımın her tarafını kaplarcasına şişmişti,başımın zonklaması beynimin içini kemiriyordu.
Ama mesele bu değil,mesele hastalığım veya herhangi bir fiziksel durum değil,mesele daha karmaşık.
Ömrü hayatım tutarsızlıklar içinde geçti.Yapmakla yapmamak arasındaki bazen ince bazen kalın çizginin neresinde duracağım konusunda bir istikrar sağlayamadım.Söz verdiklerim yalan oldu,prensiplerim tek tek iptal oldu.Safım değişti,düşüncelerim değişti,sevdiklerim değişti,ben değiştim(fiziksel olarak),inandıklarım değişti,güvendiklerim değişti,çevremdeki insanlar değişti,değişti,değişti.
Sevgili Rüştü'nün dediği gibi "maruz kaldım",maruz kaldırıldım.Düşüncelerim safi değildi,ben safi değildim,düşündüklerim,kelimelerim safi değildi.Hayatımın yarısı farklı,olağandışı bir insan olmak için uğraşmakla geçti.Sonra farklı olmadığımı anlayacak zeka seviyesine geldim.Ancak bu sefer de normal olmak için uğraşmak zorundaydım.Anlayacağınız hiç bir zaman ben olamadım,olmak istemedim.Artık öyle bir duruma geldim ki kendimi unuttum,benden öyle bir uzaklaştım ki kendimi aramak için çok uzun zaman gerekti.Öyle bir savrulmuştum ki,dalgalar beni öyle bir yere sürüklemişti ki kara görünmez olmuştu.Artık tuzlu suyun insafına kalmıştım.İrili ufaklı dalgalar beni nereye sürüklerse ben de oraya gidiyordum.Artık iş sadece bir tesadüfe kalmıştı:dalgaların beni bir karaya sürüklemesi.O kara benim karam mı olacaktı onu da bilmiyorum.Tek istediğim tuzlu suyun akciğerlerime dolmamasıydı.Belki de direnmeyi bırakıp sonsuzluğa ve hırçın denize boyun eğmekti.Ama bir şey izin vermiyordu,beni suyun üstünde tutuyordu.
Yoruldum çok yoruldum,çırpınmaktan,hayatta kalmaktan çok yoruldum.Kendim olamamaktan çok yoruldum,farklı biri gibi görünmekten,olamayacağım biri gibi görünmekten yoruldum,düşünmekten yoruldum.İşin ilginç yanı bunun farkında olmak.Bu bana daha çok acı veriyor.Bu bir paradoks mu bilmiyorum.Ben paradoksun tam ne demek olduğunu da bilmiyorum aq.
"Neyse siktir et anla mutlu ol","Düşünmemek belki de en iyisi.","Kendim olmamak belki de en iyisi.","Belki siktir olup gitmek.","Belki sadece hayatın amına koymak.","Hayatın ne suçu var amq.","Belki suçlu tanrı.","Siktir git,tanrının ne suçu var,bu da iyice bozuldu yavşak.","Belki de o yurttan hiç ayrılmamalıydım.","Belki kendimi kaybedene kadar içmeliyim.","Biz Müslümanız."
(Not1:Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ta amınıza koyuum.Not2:Şahıs(!) kendinin milyonda ikisini bilir.Geri kalanın farkında bile değildir.Bildiği milyonda biri anlatır,diğer milyonda biri anlatamaya cesaret edemez.Bazen eder,istediğini bulamaz.)

6 Mayıs 2012 Pazar


    Sofistiğe...

    Çoğu insanı istekleri yönlendirir. İsteklerimizin ne olduğunu çok bir önemi yoktur. Ne isteyeceğimizin kaynağını bilmesek de, bu kaynağı belli olmayan istekler doğrultusunda hayatımızı yönlendiririz. Kaynağı olmayan isteklerimize göre hayatımızı yönlendirmek iyi bir şey. Çoğu insan bunu da yapamaz. Ön yargılarıyla yaşar gider. İsteklerinden ziyade hayata karşı bakış açısını ona yerleştirmiş olan insanların ön yargılarıyla hareket eder. İnsan fazlasıyla empoze edilendir. Little Miss Sunshine filminde geçen "Do what you want fuck the rest" cümlesi ilk başta fazlasıyla güzel gelebilir. Ama işin kötü yanı kaynağı belli olmayan isteklerimizin ön yargılarımız veya bizlere empoze edilenler yüzünden oluştuğu da varsayılabilir. Yazımı sofistiğe adamamın sebebi istediği noktayı bilmesi. Bunu biraz sorgulasam da takdir ediyorum. Neyi istediğimizin belli olması... Benim anlayamadığım nokta ise; istediğim nokta ne? Ona göre bir uzaklık tayin edeceğim. Veya yakınlık.  İstediğim nokta? Eğer onu bulabilirsem ona göre çaba harcayacağım. Hiç sorgulamadan. Ön yargıları siklemeden. Sadece o noktaya doğru koşacağım. Belki de astımıma yenik düşeceğim ama önemli değil isteklerimin ne olduğunu bulmak daha önemli.  İsteklerimi bilmediğim için mutlu olma şansımı da kaybediyorum. Aşk? İsteklerimi belirleyemediğim için hayatıma farklılık katacak absürd şeyler istiyorum. ( Camus reyize selam olsun bu arada.)
Günümüz yavşaklığındaki aşk değil isteğim; kavuşamamışlık böyle kız arkadaşım olsa kanserden falan olsa elimde sigaram sabah akşam dolaşsam kimse bana bir şey diyemese. Mersault gibi bunun babamın başına gelmesini de istemiyorum. O zaman da elimde sigara sabah akşam dolaşacağım, acı çekeceğim. Bunu sorguladığım da ise iki sonuca varıyorum. Ya babamı yeteri kadar sevmiyorum ya da babamdan ciddi manada menfaat sağlıyorum. İkisi de bana daha çok acı veriyor. Anlamsız ve sonunda ölüm olan hayata anlam katmam çabam absürd. Evet bunu biliyorum.Tüm bunların kaynağını da biliyorum. İki nokta. Durduğum ve durmak istediğim...


 Bu arada Emily Haines ablamıza da teşekkür ederek "Our hell is a good life." diyorum.

28 Nisan 2012 Cumartesi


                                                                       Yavşaklık

      Aşkın varlığına inanmak istiyorum.Bahsedeceğim şeyden “dan “ diye bahsetmeyi seviyorum. Kedimle oynamayı seviyorum. 10 alacağımı bildiğim bir sınav kağıdını önüme koyduklarında gülmeyi seviyorum. Arkadaşlarımla bir yerde oturup konuşmayı  seviyorum. Bunların hepsini seviyorum . Ama hiçbirine de aşık değilim. Ömrümde hiçbir kıza karşı aşk tanımlaması yapabileceğim hislerim olmadı  Hoşlandım evet ama aşk değildi bu. Aşk dediğin daha ekstrem olmalı bu kadar basitçe değil.  Hiç aşık olmadan aşkı nasıl bu kadar yukarılara koyuyorum peki?. Aşkın bu kadar ucuz ve yavşakça bir şey olmasını kaldıramıyorum belki de. Aşk yukarılarda olmalı değerini bilerek yaşanmalı. Aşk erkeklerin soytarılığına dönüşmemeli. Veya kendini tatmin etmek için kullanılan bir kılıf olmamalı. Çok aşığım diyen adi bir yavşağın 2 ay sonra aynı şeyleri başkasına yapması mide bulandıcı. Aşk izlediğimiz filmlerdeki bir abartı mı acaba? Abartılmış bir histen mı ibaret tüm bunlar. Belki de sex için uydurulmuş bir kılıftır aşk. Kusura bakmayın karşı cins bir sona varmak istiyorum tanım arıyorum. Bir aşk uğrunda bir ömür geçirenler var; abartılmış hislerin mi yoksa kavuşamama gibi, özlem gibi gerçek hislerin mi peşindeler?  Aşk hikayelerinde kimse mutlu sonu istemez.  Sonunda  kavuşamamış iki “aşık” olan filmler hep daha çok sevilmişlerdir.. Yani aşk diye bir duygu varsa bile bu kavuşamamışlık ve özlemle doldurulursa anlamlı olur. Aşkın yanına herhangi bir iyi duygu sokulamaz. Sokulsa bile evlenip kilo alır.  İnanmak istediğim konusunda yalan söylemişim. İnanmak falan istemiyorum. Günümüzdeki gibi adi ve yavşakçaysa,soytarılıksa kalsın istemiyorum.

...

Mutluluk mu?Mutluluk benden çok uzakta.Para mı,itibar mı,kadın mı?Yanlış,bir şeyler yanlış,yanlış yerdeyim.Burası istediğim yerden çok uzakta.

Sonu Gelmeyen Bir Yalnızlığın Öyküsü

Ne yapsam, alsam onu içimden
Atsam fırlatsam uzaklara
Bir daha beni bulamasa
Uzak diyarlardan yalnızlığımı deşmese

Baksam gözlerine,ateşe
Sadece yakınımda olsa,beni görmese
Varsın sevmesin beni;yok,yok...
En iyisi ben yalnızlığıma döneyim.

Bir çıkış yolu bulsam da gitsem
Gitsem mutluluk diyarlarına
Hayır,ben dünyaya mutlu olmaya gelmedim
Ben matem denizlerinde boğulmaya geldim.


Mevsimlerden baharmış
Eski günlerin hatırına
Ve hüznüne mehtabın
Artık gitmeyeceğim


Bakarken o mağrur simaya
Çaresizliğimin en can yakıcı kısmında
Yine sensiz,yine yalnız
Yine sadece ben olacağım.

Çek git,bırak beni benle
Geride bir şeyler kalsın benim için de
Ben acımı çekerken karanlıklar içinde
Sen manolyaları kokla bahçende

Ne oluyor Allah'ım bana
Kalbim dinlemiyor beni
Sus,konuşma artık
Yeter,sızlıyor her yerim

Ne olurdu sadece bir kez
O gözlere bakıp,haykırabilseydim
İçimdeki ummanların coşkusunu
Sus,susmak yine en iyisi



18 Nisan 2012 Çarşamba

...

hani şair demiş ya...
diye başlayan bu cümle gibi alıntı bir hayat yaşıyorum.Son damlasına kadar hissetmek istediğim akan kanım misali değil bu yaşamım...
hissizce yaşadım..
hissizce yaşıyorum..
hissizce öl..? 
belkide hissizce ölemem böyle boktan bir yaşam tarzındaki hissizliğime derman ölünce hissetmek duygusuna kavuşacak olmamdır kim bilir?
ve gülüyorum...
hayatın boktanlıklarına gülüyorum... amaçsızca gülüyorum..
hissetmenden gülüyorum..
ama hissettiğimde gülemicem galiba...
ben böyle boktan yaşıyorum...

15 Nisan 2012 Pazar



Aliene Rachel Corrie  (10 Nisan 1979 - 16 Mart 2003)

Resmin baş köşemde Rachel...
Her gün seni görüp kanser veya kalp krizi gibi boktan sebeplerden dolayı öleceğim için utanıyorum...