23 Temmuz 2012 Pazartesi

Dolmuş Driver



Zaman falan geçer mi aşık olunca?
Sıkılmak yerine dertlenmeyi koyabilir mi?



22 Temmuz 2012 Pazar

Sad Sad Zoo


They locked me up in a sad sad zoo. Uğraşıyorlar,didiniyorlar, ben bakıyorum. Babamın verdiği parayı çatır çutur nasıl yenirse öyle yiyorum. Bakıyorum onlara yeniden. Sıkıntılara düşüyorlar. Dertleniyorlar. Ben onlara bakıp dertleniyorum beraber sigaralarımızı yakıyoruz. Farklı şeylere belki ama aynı marlboroyu yakıyoruz. Ciğerlerimizi de yakıyor.Yanan ciğerlere üzülüp gene çakmağa sarılıyoruz. Konuşuyoruz. Bambaşka.  Yalnızlıklarımızı dolduruyoruz kısa bir süre için. Farklıyız diğer asırlara göre. Sabah 9 akşam 5 bize yetmiyor. Hayatımıza ufak farklılıklar katıyoruz. Gömleğimizi üstten altta değil alttan üstte doğru ilikliyoruz. Bakıyoruz kendimize acıyoruz.Ağlıyoruz. Bir tane daha sigara yakıyoruz. Özgürce. İstediğimiz zaman. Kahve falan içmiyoruz sabahları. Sigaranın özgülüğünü yaşıyoruz. Aşık olamıyoruz modern zamanların kutlamalarına uyamıyoruz. Saçma aşk hitapları bulamıyoruz. Böceğimiz ya da çiçeğimiz olmuyor. Bakıyoruz aşık olanlara. Dertleniyoruz. Ama sigara almıyoruz. Düğünlerine bi küçük altın alıyoruz. Daha çok hoşlarına gidiyor.  Sonra bakıyoruz. Düşlediklerimizin hiç biri gerçekleşmeyecek. Helal süt arıyoruz biz de kendimize. Evleniyoruz. Mutlu ediyoruz belki ama mutlu olamıyoruz. Mutluluk takıntısını çok gerilerde bırakarak, özgürce sigaralarımızı yakıyoruz. Ve şarkılar dinliyoruz. Tüm düşündüğümüz şeyleri tek cümlede özetleyen bizi aşağılayan şarkılara bakıyoruz. Bir tane daha yakıyoruz.
   

3 Temmuz 2012 Salı

Söyleyememek

Mavi şeritler halinde geçen dolmuşlara baktı,durdu. Aynıydı hepsinin istikameti. Bir türlü kaldıramadı elini. Otobüsler geldi geçti duraktan. İnsanların garip bakışları arasında binemedi. İsteyip, istememesinden değil, sadece binemedi muhatap olmamak için. Elinde iki ekmekle kaldı, durdu. Araba almaya karar verdi o anlarda. Gene yapamayacağını düşünüp vazgeçti. Yürümeye başladı sadece bakmakla yetineceğini anlayıp. 6 km yürüdü eve gelmek için. Ter içindeyken hanımını öpemedi. Kızı geldi, ilgilenemedi. Uykusu tonlarca ağırlığıyla üstüne çöktü. Yemek yemek istemediğini söyleyemeyeceği için uyumadı. Eflatun saate baktı yemek vakti için. Nefret ederdi eflatundan, buna rağmen severmiş gibi davrandı karısı onu alırken. Yemek hazır dedi kızı. Yemekte hiçbir şey konuşulmadı. Hepsi birer metafordu: baba, anne, çocuk. Bitince yemekleri televizyon karşısına geçip donuklaştılar hep beraber. Yattılar rolleri gereği. Uyandılar setlerine gitmek için. Baba işini bitirip dolmuş durağına hareket etti binemeyeceğini bile bile.