Dün hayatımın en sıkıntılı,en uzun gecelerinden birini yaşadım.Hastaydım,burnum tıkalıydı,nefes almak için beş dakikada bir burnumu temizlemem gerekiyordu,bademciklerim sanki beni boğmak istercesine, gırtlağımın her tarafını kaplarcasına şişmişti,başımın zonklaması beynimin içini kemiriyordu.
Ama mesele bu değil,mesele hastalığım veya herhangi bir fiziksel durum değil,mesele daha karmaşık.
Ömrü hayatım tutarsızlıklar içinde geçti.Yapmakla yapmamak arasındaki bazen ince bazen kalın çizginin neresinde duracağım konusunda bir istikrar sağlayamadım.Söz verdiklerim yalan oldu,prensiplerim tek tek iptal oldu.Safım değişti,düşüncelerim değişti,sevdiklerim değişti,ben değiştim(fiziksel olarak),inandıklarım değişti,güvendiklerim değişti,çevremdeki insanlar değişti,değişti,değişti.
Sevgili Rüştü'nün dediği gibi "maruz kaldım",maruz kaldırıldım.Düşüncelerim safi değildi,ben safi değildim,düşündüklerim,kelimelerim safi değildi.Hayatımın yarısı farklı,olağandışı bir insan olmak için uğraşmakla geçti.Sonra farklı olmadığımı anlayacak zeka seviyesine geldim.Ancak bu sefer de normal olmak için uğraşmak zorundaydım.Anlayacağınız hiç bir zaman ben olamadım,olmak istemedim.Artık öyle bir duruma geldim ki kendimi unuttum,benden öyle bir uzaklaştım ki kendimi aramak için çok uzun zaman gerekti.Öyle bir savrulmuştum ki,dalgalar beni öyle bir yere sürüklemişti ki kara görünmez olmuştu.Artık tuzlu suyun insafına kalmıştım.İrili ufaklı dalgalar beni nereye sürüklerse ben de oraya gidiyordum.Artık iş sadece bir tesadüfe kalmıştı:dalgaların beni bir karaya sürüklemesi.O kara benim karam mı olacaktı onu da bilmiyorum.Tek istediğim tuzlu suyun akciğerlerime dolmamasıydı.Belki de direnmeyi bırakıp sonsuzluğa ve hırçın denize boyun eğmekti.Ama bir şey izin vermiyordu,beni suyun üstünde tutuyordu.
Yoruldum çok yoruldum,çırpınmaktan,hayatta kalmaktan çok yoruldum.Kendim olamamaktan çok yoruldum,farklı biri gibi görünmekten,olamayacağım biri gibi görünmekten yoruldum,düşünmekten yoruldum.İşin ilginç yanı bunun farkında olmak.Bu bana daha çok acı veriyor.Bu bir paradoks mu bilmiyorum.Ben paradoksun tam ne demek olduğunu da bilmiyorum aq.
"Neyse siktir et anla mutlu ol","Düşünmemek belki de en iyisi.","Kendim olmamak belki de en iyisi.","Belki siktir olup gitmek.","Belki sadece hayatın amına koymak.","Hayatın ne suçu var amq.","Belki suçlu tanrı.","Siktir git,tanrının ne suçu var,bu da iyice bozuldu yavşak.","Belki de o yurttan hiç ayrılmamalıydım.","Belki kendimi kaybedene kadar içmeliyim.","Biz Müslümanız."
(Not1:Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ta amınıza koyuum.Not2:Şahıs(!) kendinin milyonda ikisini bilir.Geri kalanın farkında bile değildir.Bildiği milyonda biri anlatır,diğer milyonda biri anlatamaya cesaret edemez.Bazen eder,istediğini bulamaz.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder