26 Nisan 2013 Cuma


     Hızlandı ayaklarının gidip gelmesi. Arkasındaki gölgeden kaçıyordu. Fakat ayaklarını ne kadar hızlandırırsa hızlandırsın gölgenin daha da hızlandığını fark etti. Korkunun herhangi bir rengi yok diye düşündü. Hüzün mavi, melankoli belki mor, belki sarı ama korku renksizdi. Tarif edilemez.  Faaliyete geçiren muhteşem bir güç. Kalp ritmini hızlandıran kimi zaman daha da hızlandıran. Başlamıştı koşmaya ve güneşin açısı yüzünden artık arkasındaki gölgeyi göremez olmuştu. Sürekli koşma hissi. Bakmak için arkasına; kafasını ufak bir açıyla çevirdi. Sanki dünya onun açısıyla beraber allak bullak olmuştu. Daha fazla çevirmeye cesaret edemedi. Tüm dünyanın sonu olurdu bu. Tıpkı Amerikan filmlerindeki gibi çıkmaz bir sokakta sıkıştırılmayı istiyordu, son. Kalbinin daha da hızlanması istemiyordu. Ayaklarına uygun ritmi çoktan yakalamıştı o ama daha zayıftı. Sokaklar hep başka bir sokakla kesişiyordu. Sonu olmayan ne korkunçtu. Sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli… Korkusunu hissettiren fakat görünmeyen bir şeydi gölge. Arada bir kafasını çevirmeye yeltense dünya tersine dönüyor gibi geliyordu. İşin garip yanı çoğu insan da onun gibiydi. Her biri ona belli yerlerde eşlik ediyorlardı ve onlar da deli gibi koşuyorlardı. Mülhem bir şeydi onlar için bu durum. Ama insiyak değildi kesinlikle. Daha farklıydı. Kaçma isteği. Kaçamama. Hepsi vardı. 

    Uzun yıllar sonra kafasını tam olarak çevirmeye niyet etti. Çevirdiği anda her şey allak bullak oldu. Dünyada kaos hakim gibiydi. Dönmeyi bilmeyen bir Mevlevi gibiydi. Dönüyordu başı. Ne olursa olsun kafası tam olarak dönecekti. Kafasını çevirme açısı büyüdükçe daha da arttı bulantı. Ta ki bir noktaya kadar. O noktada her şey annesinin temizlediği odası kadar düzgündü. Yavaşladı adımlar kollarla beraber. Vücudu kafasıyla aynı hizaya geldi. Arkasında kimse yoktu. Yorgunluk, yıpranmışlık, absürtlük, boş yere uğraşma, hüzün, hayal kırıklığı. Her şey vardı. Artık hazırdı her şeyi bitirmek için. Öncelikle yavaş yürüdü. Belki bir sigara içti. Etrafı seyrederek yürümenin, sadece yavaşça yürümenin tadını çıkardı. Bir deniz kıyısına geldi. Allah'ım bu kadar güzel miydi deniz? Bu kadar güzel miydi ölüm?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder