Hızlandı ayaklarının gidip gelmesi.
Arkasındaki gölgeden kaçıyordu. Fakat ayaklarını ne kadar hızlandırırsa
hızlandırsın gölgenin daha da hızlandığını fark etti. Korkunun herhangi bir rengi
yok diye düşündü. Hüzün mavi, melankoli belki mor, belki sarı ama korku
renksizdi. Tarif edilemez. Faaliyete geçiren muhteşem bir güç. Kalp ritmini hızlandıran kimi zaman
daha da hızlandıran. Başlamıştı koşmaya ve güneşin açısı yüzünden artık
arkasındaki gölgeyi göremez olmuştu. Sürekli koşma hissi. Bakmak için arkasına; kafasını ufak bir açıyla çevirdi. Sanki dünya onun açısıyla beraber allak bullak olmuştu. Daha fazla
çevirmeye cesaret edemedi. Tüm dünyanın sonu olurdu bu. Tıpkı Amerikan
filmlerindeki gibi çıkmaz bir sokakta sıkıştırılmayı istiyordu, son. Kalbinin
daha da hızlanması istemiyordu. Ayaklarına uygun ritmi çoktan yakalamıştı o ama
daha zayıftı. Sokaklar hep başka bir sokakla kesişiyordu. Sonu olmayan ne
korkunçtu. Sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli… Korkusunu hissettiren fakat görünmeyen bir şeydi gölge. Arada bir kafasını çevirmeye yeltense dünya tersine
dönüyor gibi geliyordu. İşin garip yanı çoğu insan da onun gibiydi. Her biri
ona belli yerlerde eşlik ediyorlardı ve onlar da deli gibi koşuyorlardı. Mülhem
bir şeydi onlar için bu durum. Ama insiyak değildi kesinlikle. Daha farklıydı.
Kaçma isteği. Kaçamama. Hepsi vardı.
Uzun yıllar sonra kafasını tam olarak
çevirmeye niyet etti. Çevirdiği anda her şey allak bullak oldu. Dünyada kaos
hakim gibiydi. Dönmeyi bilmeyen bir Mevlevi gibiydi. Dönüyordu başı. Ne olursa olsun kafası tam olarak dönecekti. Kafasını çevirme açısı büyüdükçe
daha da arttı bulantı. Ta ki bir noktaya kadar. O noktada her şey annesinin
temizlediği odası kadar düzgündü. Yavaşladı
adımlar kollarla beraber. Vücudu kafasıyla aynı hizaya geldi. Arkasında kimse
yoktu. Yorgunluk, yıpranmışlık, absürtlük, boş yere uğraşma, hüzün, hayal
kırıklığı. Her şey vardı. Artık hazırdı her şeyi bitirmek için. Öncelikle yavaş
yürüdü. Belki bir sigara içti. Etrafı seyrederek yürümenin, sadece yavaşça
yürümenin tadını çıkardı. Bir deniz kıyısına geldi. Allah'ım bu kadar güzel miydi
deniz? Bu kadar güzel miydi ölüm?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder